log

Özgür Uçkan

Göçebe Bilgi
social

İnternet sansürünün kod adı: 5651

(18 Ekim 2008′de Hürriyet Gazetesi‘nde üç cümlesi yayınlanan röportajın tamamı)
covering-the-truth-sm5651 sayılı internet yayıncılığı kanunu özellikle şu açılardan sansür yolunu açıyor: internet denetimi konusunda otoriteye verilen neredeyse sınırsız yetki; tek bir adresin değil tüm alanın erişiminin engellenmesi; uluslararası içerik sağlayıcıların Türk otoritelerine kayıt yaptırmak zorunda olmaları… İktidarlar, her zaman ve her yerde “düzenleme”den “denetleme”yi anlarlar. “Güvenlik” ile “hak ve özgürlükler” arasındaki dengenin teminatı, hukuk devleti ilke ve kuralları çerçevesinde ancak yurttaş inisiyatifleri ve sivil toplum girişimleri ile sağlanır. Aslolan bizim, hepimizin, sansüre izin verip vermeyeceğimiz.


Geçen yıl yürürlüğe giren 5651 sayılı İnternet Yasası’nı nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce internet alanındaki ihlallere cevap verecek nitelikte midir? Çokça tartışıldığı gibi “sansürcü anlayışa” sahip olduğunu düşünüyor musunuz? Yoksa yasa, suiistimal mi ediliyor? Sizce yasadaki en tartışmalı konular nelerdir? Neler yapılmalı/yapılabilir?
5651 sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun”, ilginç bir kanunlaşma süreci yaşadı. Daha önce aynı konuda hazırlanmış bir Adalet Bakanlığı tasarısı vardı ve bu tasarının hazırlanması sürecine bilişim STK’ları olarak bizler, akademisyenler, Baro mensupları da belli bir ölçüde katılımda bulunmuştuk. Sonra aniden bir çocuk pornografisi meselesi patladı. Ulaştırma Bakanlığı’nın konuyla ilgili bir tasarı hazırladığını duyduk. Adalet Bakanlığı tasarısı alelacele rafa kalktı ve 5651 gündeme geldi. Başlangıçta çocuk pornografisi, fuhuş, müstehcenlik ve kumar ile ilgili bazı suçlara yönelik olan bu tasarıya hiç alakası yokken Meclis sürecinde Atatürk ile ilgili suçlar da dâhil edildi ve bir “torba yasamız” oldu. Meclis sitesinden bu kanunla ilgili tartışmaları izlerseniz Türkiye’deki kanunlaştırma pratiği konusunda çok net bir fikir edinirsiniz.
Bu arada kimse çocuk pornografisi ile ilgili davalara tekrar dönüp bakmadı. Bu davalarda bir iki kişi dışında tutuklu kalmadı. Çocuk pornosu diye ele geçirilenlerin çoğu 18 yaşından büyük insanların rol aldığı fantezi pornolarıydı çünkü. İki dava dışında bu gaz verici “skandal” tam bir balondu. Medya da bu konuda üstüne düşeni yaptı doğrusu! Gerek yasa öncesi yaşanan tartışmalar gerekse yasanın çıkış nedeni olarak gösterilen çocuk tacizi konusu tam bir saçmalık. Hükümet bu konuda ciddi olsaydı, 2001′den beri çocuk pornografisine yönelik ek protokolü imzalamamakta ayak diremez veya on yıl önce imzalanan Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin gereklerini yerine getirirdi! Çocuk emeğinin sömürülmesi, çocuk suçluların sayısındaki artış, fiziksel şiddete uğrayan çocukların sayısındaki patlama, aile içi taciz ve şiddete göz yumulması dikkate alındığında, çocuk tacizi gündelik hayatımızın bir parçası. Hükümetin yaptığı, bu “verimli” bahaneyi kullanarak iletişim ve ifade özgürlüğünü kısıtlamak, denetim ve sansürü meşrulaştırmaktan başka şeye hizmet etmedi. Oysa, Adalet Bakanlığı’nın yasa tasarısında da çocuk pornografisi meselesi, üstelik uluslararası anlayışla daha uyumlu bir biçimde ele alınıyordu. Çocuk pornografisinin engellenmesi ve çocukların interneti güvenli bir şekilde kullanmasının sağlanmasına kimse karşı çıkmıyor. Zaten internette engellenmesi gereken zararlı içerikle ilgili uluslararası kabul gören iki konu var: Bunlardan ilki çocuk pornografisi, ikincisi ise ayrımcı şiddete yönelten nefret söylemi. İlkini nasıl ele aldığımız belli, ikincisi ise bizde pek popüler ve yasaklamak bir yana özendiriyor gibiyiz!
Dolayısıyla 5651 sayılı yasa, internet ile ilgili uluslararası teamüllerin tamamen dışında, açık seçik bir biçimde iletişim ve ifade özgürlüğünü ihlal eden bir sansür yasasıdır. Belirttiğim iki suç dışında, fuhuşa özendirme, uyuşturucu kullanımını kolaylaştırma, müstehcenlik, kumar vb. suçlar ceza kanunlarında interneti de kapsayacak bir biçimde zaten ele alınmıştır. Ayrıca neyin müstehcen olup olmadığı da belli değildir. Yetişkin insanların pornografi dâhil olmak üzere müstehcen içeriğe erişimi suç değildir. Çocukların bu tür içeriğe erişimin engellenmesi için de kamusal erişim noktalarında uygulanabilecek filtre programları var. Gerisi ailenin kendi sorumluluğundadır. Bu kanun hepimize çocuk muamelesi yapmaktadır!
5651 özellikle şu açılardan sansür yolunu açıyor: internet denetimi konusunda otoriteye verilen neredeyse sınırsız yetki; tek bir adresin değil tüm alanın erişiminin engellenmesi; uluslararası içerik sağlayıcıların Türk otoritelerine kayıt yaptırmak zorunda olmaları… Kanuna göre, 8 katalog suçla ilgili erişimin engellenmesine yönelik mahkeme kararlarının yerine getirilmesi Telekomünikasyon Kurumu bünyesinde kurulan “Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı”nın (TİB) sorumluluğunda. Hukuki ve teknik koordinasyon görevi gibi görünen bu faaliyet, iki suç (çocukların cinsel istismarı ve müstehcenlik) için Kurumun mahkeme kararına gerek duymadan erişimi engelleme yetkisiyle farklılaşıyor. Bunun da ötesinde, kanunda tanımlanan suçların tamamıyla ilgili olarak, sunucuları yurt dışında bulunan tüm içeriğin mahkeme kararı olmaksızın engellenmesi de TİB yetkisinde! İsteyen herkes Kuruma ihbarda bulunabiliyor, yani vatandaş dava açma ve mağduriyetini kanıtlama zahmetine girmeden bir ihbarla yetinebiliyor. Bugün müstehcenlik, yarın kumar derken, her türlü muhalif içeriğin sansür edilmesinin de yolu açılıyor. Nitekim tasarının “zararlı içerik” tanımı ve 301 dâhil olmak üzere referans olarak verilen TCK maddeleri bunu açıkça gösteriyor. “Yetki belgesi” meselesi ise tam bir felaket! İnternet, “yapısı gereği” ülkemizi de kapsar. Buna göre Türkiye’den erişilebilen her türlü yer ve içerik sağlayıcı kurumdan faaliyet belgesi almak zorunda! Yer sağlayıcılar “fiziksel olarak yerleşik oldukları” ülkenin yasalarına tabidir. Küresel şirketlerde bu “fiziksel” mevcudiyet birden fazla ülkeye yayılabilir. Yayınlarının ulaştığı her noktanın bin türlü hukuki mevzuatına da tabi olmaları gerektiği fikri ancak bizim aklımıza gelir! Nitekim ne 5651 gibi bir düzenleme ne de tüm yer sağlayıcılara kayıt zorunluluğu bizden başka hiçbir ülkede yok! Bu akıl yürütme, 5651 sayılı yasanın ve uygulayıcılarının internetin yapısını nasıl anladıklarını gösteriyor. 5651 sayılı kanun, “e-muzır kurulu” TİB ve Türk Telekom’un fiili erişim tekeli formülünden nasıl bir sonuç çıktığı ortada: İnternet sansürü…
Mesele Youtube’a erişimin engellenip engellenememesi değil. Söz konusu olan bu popüler site olunca, medya başta olmak üzere, “dünya âleme rezil olduk” nidalarıyla sansür eleştirisi yapmak da kolay. Daha kaç tane sitenin, blog’un, haber kaynağının sansürlendiğini biliyor musunuz? Bu sansürün herhangi bir hukuki karara dayanmadan üniversite, kütüphane vb. ağlara ne kadar yayıldığını? Düşünce ve ifade özgürlüğüne ket vuran sansür uygulamalarının yarattığı asıl tehlike, giderek sansür mekanizmasının bilgiyi üreten, dağıtan ve paylaşan bireylerin zihnine sinmesi, içselleşmesidir. Sansürle mücadele etmek görece kolaydır. Ama otosansür söz konusu olduğunda mekanizma anonimleşir.
Telekomünikasyon Kurumu Başkanı, son internet düzenlemeleriyle Türkiye’nin “öncü ve örnek ülke” haline geldiğini söylemiş. Bir biçimde “öncü” olduğumuz doğru da, umarım kimseye “örnek” olmayız!

Bir internet sitesinin içeriğinden rahatsız olan bir vatandaş 5651 sayılı yasadan nasıl faydalanabilir? Erişimin engellenmesi dışında başka yollar var mıdır, bunlar nelerdir?
Önüne gelen bu yasadan yararlanabilir. Vatandaş basit bir ihbarla, mağduriyetini kanıtlama zorunluluğu olmadan önüne gelen siteyi ihbar edebilir! Bu ihbarların nasıl değerlendirileceği Kuruma kalmış. Ama vatandaş illa ki bir siteyi kapatmak istiyorsa, sağlam bir avukat tutup, internet erişimimin pek popüler olmadığı bir mahkeme bulup dava açması gerekiyor. Bizde ihtisas mahkemeleri olmadığı, hâkimlerin ve savcıların performansları da ölçülmediği için büyük bir ihtimalle de istediği siteyi kapatır. Çünkü bizde erişimin engellenmesi tüm siteye yönelik olarak yapılıyor, kimse sadece rahatsız olunan içeriği engellemeye çalışmıyor. Türk Telekom’a bakılırsa “nesne temelli engelleme” pahalıymış! Bir kitap yüzünden kütüphaneyi kapatmaya benziyor bu!

Dünyada internetteki ihlaller konusunda benzer uygulamalar var mı? Genel bir değerlendirme yapabilir misiniz? Varsa örnek olaylara da değinebilir misiniz?
Dünyada bizimkine biraz benzeyen uygulamaların bulunduğu ülkeler şunlar: Azerbaycan, Bahreyn, Çin, Etiyopya, Hindistan, İran, Kuzey Kore, Myanmar, Umman, Pakistan, Suudi Arabistan, Singapur, Sudan, Suriye, Tayland, Tunus, Birleşik Arap Emirlikleri, Özbekistan, Vietnam… Bu, “OpenNet Initiative” ve “Reporters Sans Frontiers”’in, devlet eliyle internet sansürü uygulanan ülkeler listesi… Bu yıl bizi de eklerler artık! Üstelik şu meşhur yetki belgesi alma yükümlülüğü ile biz onları da solladık. Bu, kimsenin aklına gelmemişti!
Dünyada internetin zararlarıyla mücadele etmek için elbette çok sayıda hukuki çalışma var. “Hukuka aykırı içerik” ve “zararlı içerik” konusu halen çok tartışmalı bir konu. Avrupa Birliği Siber Suçlar Konvansiyonu bu konuyla ilgili net bir çerçeve getiriyor. Çocuk pornografisi, ırkçı nefret söylemi ve terör propagandası dışında içerikle ilgili bir suç yok. Kumar, fuhuş vb. içerikler ceza yasalarına tabi. Bilişim suçları da öyle. 5651 bu teamüllerin dışında, az önce saydığım ülkelerdeki gibi devlet eliyle internet sansürünü hedefliyor. Bu yasa anayasaya aykırı ve bir önce iptal edilmesi gerekiyor.
Bizimkine çok benzeyen bir yasa, “İletişim edep yasası” adıyla ABD’de 1996′da çıkarılmıştı. Sivil toplum kuruluşlarının yoğun çabaları sonucu yasa 1997 yılında Birleşik Devletler Yüksek Mahkemesi tarafından anayasaya aykırı bulunarak iptal edildi. Yargıç Dalzell’in gerekçesi bu alanda bir ilke oluşturmaktaydı: “Bir kitle iletişim aracı olarak internetin, hükümetin müdahalesine karşı en büyük korumaya ihtiyacı vardır. İnternet içerikleriyle ilgili düzenlemenin bulunmaması kuşkusuz bir kaos yaratmıştır. Ancak, internetin gücü bu kaostan kaynaklandığı gibi, Anayasa’nın koruduğu düşünceyi açıklama hürriyetimiz de bu kaosa dayanmaktadır.”
Türkiye “ligini” seçerken, yani bazı insanların zararlı şeyler yapmaları ve söylemeleri riskini göze alarak bilgiye dayalı yaratıcılığı getiren internete açılmak ile yeni teknolojiler de dâhil olmak üzere devasa internet alanlarını yasaklamak arasında seçim yaparken, yalnızca ülkenin geleceği konusunda bir karar vermiş olmuyor; bu karar aynı zamanda internetin geleceğini de etkileyecek. Eğer Türkiye sansür, denetim ve gözetim toplumları ligine geçerse, bu, interneti yerel ağlara bölmek yolundaki küresel eğilimi körükleyecek: “Dünya çapında ağ”, yerine “Çin çapında”, “İran çapında”, “Türkiye çapında” bir sürü küçük ve “denetlemesi kolay” ağ… İktidarlar İran’a veya Çin’e özenebilir, özenir. Buna en “demokratik” iktidarlar da dâhildir. Çünkü iktidarlar, her zaman ve her yerde “düzenleme”den “denetleme”yi anlarlar. “Güvenlik” ile “hak ve özgürlükler” arasındaki dengenin teminatı, hukuk devleti ilke ve kuralları çerçevesinde ancak yurttaş inisiyatifleri ve sivil toplum girişimleri ile sağlanır. Aslolan bizim, hepimizin, sansüre izin verip vermeyeceğimiz.

Son olarak Harun Yahya adıyla bilinen Adnan Oktar’ın, Richard Dawkins’in mahkeme kararıyla resmi sitesini kapattırmasıyla gündeme gelen erişimin engellenmesi yönelik düşünceleriniz nelerdir? Erişimin engellenmesi, site kapatmak aynı kavramlar mıdır? Hakaret gibi konularda erişimin engellenmesi, ifade özgürlüğünün engellenmesi kapsamında da değerlendirilebilir mi?
Öncelikle, söz konusu davaların 5651 ile ilgili olmadığını söyleyelim. “Erişimin engellenmesi”nin bir tür “hukuki tedbir” kararı olduğunu ve uluslararası hukuki teamüllere göre ancak sağlayacağı fayda vereceği zararla mukayese edilemeyecek kadar büyük olduğunda başvurulan bir önlem olduğunu da belirtelim. Bizde maşallah bu “hukuki tedbir” bir tür “ceza” gibi algılanıyor ve ilk akla gelen karar bu oluyor. Adnan Oktar’ın olmadık yerlerdeki mahkemelere giderek açtığı davalarla engellenen sitelere bir bakalım: “wordpress”, “googgle groups” ve son olarak da “richarddawkins.net”… Bunlar önemli sanal topluluk alanları. Yani herhangi bir “site” değil birer kitlesel iletişim alanı. Bu topluluklar proje yönetiminden profesyonel iletişime, sağlık bilgi bankalarından saf eğlenceye birçok alanda faaliyet gösteriyor ve iletişimleri varlıklarının özünü oluşturuyor. Bu tür mecralara erişimin toptan engellenmesinin verdiği zarar bir kişinin mağduriyetini önlemeye yönelik bir tedbire hukuki gerekçe sağlayamaz. Bu, tüm toplumun cezalandırılmasıdır ve “kanunsuz suç olmaz” ilkesine açıkça aykırıdır. Bu elbette isteyen istediğine internet üzerinde hakaret edebilir anlamına gelmiyor. Mağduriyet yarattığı kanıtlanan içeriklerle ilgili olarak sadece ilgili sayfaya yönelik bir “nesne temelli” engelleme kararı verilebilir. Tüm sitenin kapatılması anlamsızdır ve elbette iletişim ve ifade özgürlüğüne aykırıdır. Bu anlamsızlığı bir süre önce dünyanın önde gelen dış ticaret portallarından “alibaba.com”un kapatılması sırasında da yaşadık. Devletin katılım için teşvik verdiği çok sayıda Türk firmasının etkinlik gösterdiği bu uzak doğu portalı, bir kepçe firmasının bir başka firmaya ait bir fotoğrafı sayfasında kullandığı gerekçesiyle kapatıldı. Kapatma sırasında çok sayıda firma bu iki firmanınkiyle karşılaştırılamayacak ölçüde zarara uğradı. Hem para kaybetti hem de güvenilirlikleri ve prestijleri zarar gördü. Bu zararı kim tazmin edecek? Kararı veren mahkeme mi, Adalet Bakanlığı mı?
Bu tür teknolojik davalara konuyla ilgili uzmanlığı bulunan mahkemelerde, yani “ihtisas mahkemeleri”nde bakılmalı. Bu mahkemeler de konularıyla ilgili uluslararası mevzuatı yakından takip etmeli ve kararları denetlenmeli. Erişim engelleme ancak son kertede, başka bir alternatif bulunmadığında başvurulacak bir karar olmalı ve sadece ilgili nesneye erişim engellenmeli. Sorunu ancak böyle çözeriz.

sansuresansurlogo

Toplam Yorum: ...
captcha
Resimde gördüğünüz harfleri yukarıdaki alana giriniz
sag

“Göçebe Bilgi”

Disiplin kimliğin, kimlik aklın, akıl hayal gücünün yerini almasın; düşünce disiplinler, fiiller, diller, kültürler "arası" dolaşsın diye... Bilgiyi neşelendirmek için… Zihin "göçebe"...