log

Özgür Uçkan

Göçebe Bilgi
social

Birleşik Kaplar

Picture 3(Medium, İsmet Doğan, 1996 içinde)

Bileşik kaplar hiçbir zaman boş değil. Medyum masum değil. İletişim imkanını ethiğin paylaşımına dönüştürmek mümkün, iki ya da daha çok insan arasında. Bu iletişimin modelleri iki kişilik aşk da olabilir; Chiapas’da toplanan, Tarahumaras mirasçısı Zapatista’ların “Neo-liberalizme karşı 21.Yüzyıl Enternasyonali” de; sanatın göçebe sezgisiyle nüfuz edilebilir “ara-dünyalar” da… Ve tümü birden. “Şimdi ve burada”…


“Aralarından irtibatta bulunan kaplardaki sıvıları dengede tutma prensibi” olarak formüle edilen ve Galileo’nun ortaya koyduğu mekanik nosyonlar üzerinde temellenen “birleşik kaplar” kuramının iki sonucu vardır :

1. İki veya daha çok birleşik kapta denge halinde aynı sıvı bulunursa, sıvının serbest yüzü aynı yatay düzlem içindedir;

2. Birleşik kaplarda birbirine karışmayan çeşitli sıvı bulunursa birleşme kabını en yoğun olanı doldurur, ayrılma düzleminin üzerindeki yükseklikler, sırayla her sıvının yoğunluğu ile ters orantılıdır” (Meydan Larousse).

Bu sonuçlardan ilki birçok iletişim formülüne masumane bir meşruiyet sağlayan, mesajın iletimiyle ilgili ütopik varsayıma kusursuz bir fizik model sunar: mesajın çıkış noktasından varış noktasına “aynı” kalmasının iletişimin “hakikat”ini kurduğu varsayılır; böylece verici ve alıcı “kap”larda “denge”, yani “hakiki” bir iletişim kurulmuş olacaktır.

Picture 7İkincisi ise, özellikle “kitle iletişimi” söz konusu olduğunda yaşanan iletişimsizlik durumlarına zihin açıcı bir metafor oluşturabilir: kitle iletişim teknolojileri dolayımıyla tek yönlü hızlı enformasyon akışı içinde kodlanmış en “yoğun” mesaj, sayısız alıcı “kabı” dolduracaktır. Kuramın kendisi zaten iletişim durumunun bir fizik tezahürüne referansta bulunurken, “birleşik” -ki söz konusu kaplar Fransızcada “les vases communicants” diye anılır- sözcüğüne vurgu yaparak verimli bir “irtibat” imkânı açar.

McLuhan’ın “mesaj medyumdur” aforizması da dolayımların, yani iletişim şebekelerinin, iletinin içeriğini değiştirip dönüştürdüğü saptamasını içerir. Temsil edici bir dolayım olan dil, onu ortaklaşa kullandığı varsayılan iki birey arasında gönderilen bildirimi dönüştürerek iletir, çünkü aynı sözcükler iki ayrı zihinde aynı temsiliyet düzenini kurmazlar. Dil tek başına bir bireye ait olamaz, çünkü bireyler arasında varolur; ama bireylere “ortak” da değildir, çünkü iki birey hiç bir zaman sözcükler dolayımıyla aynı şeyi temsil etmezler.

user revolutionDil uzlaşılmış bir oyun kuralıdır, oyuna katılım arttıkça kurala uyulması zorlaşır, kural ethikten boşaldıkça hile kuralın boşluklarını doldurmaya başlar. İletişimin paradoksu da buradadır: birleşik kaplar, yani bağıntı imkânı iletişimi mümkün kılan şeydir, ama iletişimsizliğin kendisi de bu aynı imkândan pay alır. Sözcüğün en yalın anlamıyla iletişim, kişinin kendi mekanından öteki’nin mekanına geçme imkânıdır. Dolayısıyla “yolculuk”tur, “ulaşım”dır.

Dili devreye sokarsak, zihinlerarası, algılar, duyumlar, durumlararası bir “çeviri”dir. Hatta “değiş tokuş”tur, “ticaret”tir, nesnelerin ya da paranın olduğu kadar duyguların, düşüncelerin, inançların, kültürlerin değiş tokuşu. İletişime bir tanrı bulunmak istendiğinde, yolların, özellikle kesişmelerin, dört yol ağızlarının, mesajların ve tüccarların tanrısı Hermes gelir akla. Sözün ve yazının mucidi Mısırlı Toth’un mirasçısı Hermes, mesajların iletimini, değiş tokuş anlaşmalarını gözeten dolayımlayıcıdır. Ama aynı zamanda “tanrıların sırrının koruyucusu” olarak, yönlendirmeyi, yanıltmayı, yol kaybetmeyi de üstlenir. Bu kimliğiyle, tüccarların olduğu kadar hırsızların da tanrısı olması boşuna değildir.

“Hermetik” kapalı, gizli anlamına gelir. İlk medyaların da hermetizme yatırımda bulunarak yanıltıcı, çözüm anahtarı tanrıların öğretisine kabul edilmiş olanlarda saklı simge, sözcük, sayı kombinezonlarıyla kurulu “kriptogram”ları kullanmaları şaşırtıcı değildir. Antikite’nin iletişim araçları hızlı koşan mesajcılar, geçtikleri her dört yol ağzında Hermes’e dua ederek anahtarını bilmedikleri kriptogramlar taşırlardı.

Bir iletişim vektörü olarak yazı bir inandırıcılık kaynağıdır, tanrısal “yazgı”dan pay alır. İncil’in basılıp dağıtılmasıyla, 19. Yüzyılın büyük Amerikan gazetelerinin “İncil sözü” olarak algılanmaları, kendisini “büyük ahlaki organ” olarak tanımlayan “New York Tribune”ün 1860′da Luther Mott tarafından “hemen İncil’den sonra” sınıflanması arasında doğrudan bir ilişki vardır.

“Yazılmış” olan (fatum) gerçekleşir.

Medya tanrısal vektörlerin yerine geçer. Heryerde hazır ve nazır olan (ubique) medya yazgıyı yazar: Daha basın tarihinin başlangıçlarında, gazeteler Robespierre ve arkadaşlarının tutuklanması ve idamını üç gün önceden haber verir; savaşsever basın vatansever yurttaşları Jean Jaurès’i katletmeye çağırır (ki bu 31 Temmuz 1914′de gerçekleşir)… Birinci Dünya Savaşı’nı çıkartan olaylarda basının rolü ya da Sivas Katliamı’ndaki lokal medyatik kışkırtmalar gibi örnekler çoğaltılabilir.

blue_tv_screens-otherMekânsal ve zamansal uzaklığı ortadan kaldırarak, yeni, anlık, “canlı” (live) bir sanal algı boyutu kurarak geleceği yaratmak, öngörmek değil (telegrafın icadından sonra basın çoktan kendisini şimdi’nin değil geleceğin mekânına transfer etmişti). CNN’in kimyasal silahlarla, petrole bulanmış ördeklerle ilgili düzmece enformasyon yayarak Körfez Savaşı’na meşru dayanaklar sağlaması, yani geleceği kurgulaması, savaşı “naklen” yayınlayarak yarattığı hakikat yanılsamasından beslenir (birkaç yıl sonra haberin düzmece olduğu ortaya çıktığında kitlesel bellek, medyanın asli görevlerinden biri olan sürekli amnezi yaratma işlevi -her enformasyon bellekte bir öncekini siler- sayesinde silindiğinden hemen hiçbir “kitlesel” tepki uyanmadı)…

Bir yığını aldatmak, her zaman bir kişiyi aldatmaktan kolaydır. Endüstriyel medyanın Nazi propaganda kuramlarını en iyi anlayıp uygulamaya koyan güç olduğu çok yazıldı. Medya Hermes’ten iyi tanrı bulamaz kendine: ama O’nu hırsızların sırrının koruyucusuna indirgeyerek…

Medyanın kaçıncı iktidar olduğu bir yana, büyük harfle İKTİDAR’ın sırrına erdiği, hatta yeni bir “iktidar” kavramı geliştirdiği ve bu yüzden nice küçük iktidarı devirip yerine yenilerini geçirdiği ortada. Medya “hız” nosyonuyla beslenir ve artık ışık hızına ulaştı. Hiçbir şeyin kalıcı olmasına tahammül edemez.

wired_botYeni bir savaş teknolojisi, yeni bir devlet sistemi. Politik bir dolayımlama: artık televizyon seyrederek savaşlara katılıyoruz, onları atalet içinde onaylayarak birinci sınıf katiller hâline geliyoruz; artık televizyon seyrederek oy veriyoruz, “kamu oyu” denen köleler topluluğu endüstriyel medyanın “sondaj”larıyla belirleniyor. Telematik stratejik “savaş oyunları” gibi, bir gün etkileşimli “seçim oyunları” da yasallaşacak (çalışmaları uzun zamandır süren bu oyunların yasallaşmasının en ateşli destekçilerinden birinin Watergate gazisi Richard Nixon olması yeterince anlamlı).

Birini katile dönüştürmek için, kimliği ve gövdeyi yok eden, cemaate katılımı sağlayan “giriş ritüelleri”, bir tür simyevi trans durumunu yaratan ortaklaşa ayinler gerekir. Yeni görsel-işitsel tekniklerle, görsel yeteneklerimizi aşan bir algı boyutu, bir tür göreli körlük/sağırlık, temsiliyet mekanizmalarının, dolayısıyla iletişimin temeline yerleştiriliyor. Aynı teknikler hem savaş endüstrisinde hem iletişim endüstrisinde kullanılıyor. Görünmez uçak F 117 gibi sentetik iletişim silahları yaratılıyor. Barutun ve matbaa mürekebinin ya da (enerji ve enformasyonu füzyona sokan) atom bombasının ve bilgisayarın eşzamanlı icadı; sibernetiğin, enformasyon, oyun, gösterge ve nörobiyoloji kuramlarının bir sentezi olması; bütün bunlar herhalde rastlantı değil.

Teknikler gövdesiz organların egemenliğine doğru ilerliyor. Duyusal sakatlar için yeni algısal protezler.

Picture 2Dilin bir oyun kuralı olduğunu ve ethiğin bıraktığı boşluğu kaçınılmaz olarak hilenin doldurduğunu yazdım. Bileşik kaplar hiçbir zaman boş değil. Medyum masum değil. İletişim imkanını ethiğin paylaşımına dönüştürmek mümkün, iki ya da daha çok insan arasında.

Medyanın geleceğini kurduğu, düşüncenin ve düşgücünün sibernetik köleleştirilmesini hedefleyen, fiziğin ve enformasyonun birbiri içinde eriyeceği, sanal, “telekratik”, “psiko-coğrafi” imparatorluğun atıl, tek kişilik gettoları olmaya direnmenin yolu da bağıntı imkânından, bireyler arası göçebe şebekelerden, farklı bir ethik iletişiminden geçiyor.

Bu iletişimin modelleri iki kişilik aşk da olabilir; Chiapas’da toplanan, Tarahumaras mirasçısı Zapatista’ların “Neo-liberalizme karşı 21.Yüzyıl Enternasyonali” de; sanatın göçebe sezgisiyle nüfuz edilebilir “ara-dünyalar” da… Ve tümü birden. “Şimdi ve burada”…

Bu yazının kendisi, iç içe geçen şebekelerin, bir paylaşımın mekânı. Uzun bir kaynakça çıkarılabilir, tırnak işaretleri çoğaltılabilirdi. Tamamen kişisel (ve keyfî) bir ethik saygı seçimi, “Gösteri Toplumu”na direnişinin bedelini şaibeli intiharıyla, bir tüfek mermisiyle ödeyen Guy Debord’dan bir alıntı / nokta:

“Gösteri kendini, hem bizzat toplum olarak, hem toplumun bir parçası olarak ve hem de bir birleştirme aracı olarak sunar. Gösteri, toplumun bir parçası olarak, özellikle, bütün bakış ve bilinçleri bir araya getiren sektördür. Bu sektör ayrı olduğundan, aldatılmış bakışın ve yanlış bilincin yeridir; ve gerçekleştirdiği birleşme genelleştirilmiş ayrılığın resmî dilinden başka bir şey değildir.”*

NOTLAR:
* Guy Debord, Gösteri Toplumu ve Yorumlar, Çev.: Ayşen Ekmekçi – Okşan Taşkent, Ayrıntı, 1996, 3. önerme, sf. 14

Toplam Yorum: ...
captcha
Resimde gördüğünüz harfleri yukarıdaki alana giriniz
sag

“Göçebe Bilgi”

Disiplin kimliğin, kimlik aklın, akıl hayal gücünün yerini almasın; düşünce disiplinler, fiiller, diller, kültürler "arası" dolaşsın diye... Bilgiyi neşelendirmek için… Zihin "göçebe"...