log

Özgür Uçkan

Göçebe Bilgi
social

Bir Erdoğan Zümrütoğlu Sergisi: "Ötekinin Grameri"

GalerieTammen Partner, Berlin, 29 Ekim - 29 Kasım 2011

http://www.galerie-tammen-partner.de/index.php?option=com_content&view=article&id=108&Itemid=160#

Özgür Uçkan

Türk resminde kendisine ayrıcalıklı ve ayrıksı bir yer açan Erdoğan Zümrütoğlu, son kişisel sergisini Berlin'de GalerieTammenPartner'da açtı. Sergi 29 Ekim - 29 Kasım 2011 tarihleri arasında izlenebilir. Berlin'e yolu düşmeyecek olanlar da Zümrütoğlu'nun sergilenen resimleri hakkında kaba taslak bir fikre şu adresten ulaşabilir: http://www.galerie-tammen-partner.de/index.php?option=com_content&view=article&id=107&catid=38&Itemid=158

"Kaba taslak" diyorum, ama sadece bir plastik sanat eserini onunla yüzleşerek görmek gerektiği için değil, bu resimlerin oldukça büyük boyutlu olmalarından dolayı da(resimler genellikle2,5x3,5 m. boyutlarında)... Onlara bakarken bakışınızla bir yolculuğa çıkmanız gerekiyor. Hem yüzeyde hem de derinlemesine bir yolculuğa. Bu resimler size dışarda kalma imkanı bırakmıyor, önce bakışınızı, hemen sonra da vücudunuzu kuşatıyor.

Erdoğan Zümrütoğlu bir kaç yıldır takip ettiğim bir sanatçı. Resimlerini çok güçlü, sanatçı olarak duruşunu da çok hakiki buluyorum. Son sergisinin kataloğuna yazdığım yazıya bu yüzden "Kuvvetleri Resmetmek" başlığını uygun görmüştüm("Ya Da" / "Or Else", Pi Artworks, İstanbul, 5 Kasım - 31 Aralık 2009, http://www.piartworks.com/english/sergiler_cc.php?recordID=64). "Kuvvetin boyutları, şiddeti ve hareketi üzerine" düşündüğünü, o "resimle düşünürken" bizim de o resmi "duyularımızla kavradığımızı" yazmıştım. "Bazı resimler, tek bir anda 'kavranır'. Bu 'kavrama', duyusal temellere oturan kavramlarla gerçekleşir ve anlıktır. Kavrayış, sinir sisteminin elektro-kimyasal iletim hızında çakar... Resmi 'duyumsarsınız'."

Zümrütoğlu bir yılı aşkın bir süredir Berlin'de çalışıyor. Ama sevdiği ve önemsediği AnselmKiefer'in, EugeneSchönebeck'in veya Alman neo-ekspresyonistlerinin peyzajında esin peşinde koştuğundan değil. Öyle olsaydı, AntoninArtaud'nun izinden Rodez'e de gidebilirdi. Artık onu ikiye ayıran bir duvar olmasa da, aslında ikiye yarılmış bir şehri kendisine ait bir peyzajla tecrübe etmek için Berlin'de. İstanbul'daki stüdyosunu koruyor, çünkü bu şehir ruhunda yer etti.Ama onu bir kaç yıl sonra Ankara'da çalışırken de görebiliriz, kabuğunu deştiği bir yaranın içine bakarken...

Zümrütoğlu, kendi resmine ait bir plastik gramer geliştirdi. Şimdi bu gramerle yeni bir dil kuruyor: "Ötekinin Grameri", "Ya Da" resimlerinden farklılaşıyor; figürler dışarıya çıkıyor, soyut peyzajları keşfe başlıyor. Ama hala çok şiddetli bir hareketle vücut buluyorlar. Resimlerin boyutları da bu şiddetin dayattığı bir şey. Zümrütoğlu vücuduyla resmedenlerden, fırça vücudunun şiddetli hareketiyle boyuyor. Büyük boyut bu plastik gramerin kuralı.

"Ötekinin Grameri" resimleri, ötekileştirmenin diline atılmış birer kesik. İnsanın, ötekinin dilinianlayabildiği kadar insan olduğunu anlatıyor. Ötekileştirmek anlayışsızlığı, anlayışsızlık da faşizmi çağırıyor. En sıradan, en gündelik, en acımasız faşizmi...

"Goethe, Schiller, Nietzsche, Steiner, Artaud, Debord, Beuys ve daha pek çoklarından biliriz ki, sanat, aynı zamanda bir tedavi pratiğidir. Sosyal organizmayı tedavi eder. En çok kullandığı tedavi biçimi ise 'similiasimiluscurantur' olarak özetlenebilir: 'bir şeyi kendisiyle tedavi et' / 'hastalığı hastalıkla, acıyı acıyla iyileştir'. 'Öteki hastalığı'nı tedavi etmenin yolu ise ötekinin seninle aynı olduğunu sana etle, kanla, sıvılarla, kokularla, duyulabilir bir halde kanıtlamaktır. Böylece, ötekinden iğrenmek için kendinden iğrenmek zorunda kalırsın. Kendine katlanabiliyorsan, ötekine de katlanırsın. Kendinden korkmaya başladığında artık seni kimse korkutamaz... Sanat ötekinin 'öteki' olmadığını, onun 'aynı' olduğunu gösterir. Sanat, korkudan arındıran bir 'aynılık tekniği' kullanır... Seni 'öteki' 'haline getiren', kartezyen ikili mantığı bozan hayati bir teknik." (Özgür Uçkan, "... öteki, 'öteki' değil, kanlı canlı, vücudu, cinsiyeti olan ve beni gören 'birisi'..., http://www.#/kategori/ana-sayfa/8480/oteki-oteki-degil-kanli-canli-vucudu-cinsiyeti-olan-ve-beni-goren-birisi).

ÖtekilikZümrütoğlu'nun resimlerinde duyularla kavranan bir kavram. Olması gerektiği gibi. Çünkü öteki, ötekileştirildiğini duyduğu ölçüde ötekileşiyor. Beriki de ötekini öteki olarak duyduğu zaman güruha katlıyor. Şiddet de burada kopuyor. Bu resimler dünyanın şiddetine bir plastik şiddetle karşılık veriyor. Duyulur bir şiddetle. Uyanmak için kuvvete, onun şiddetine, boyutlarına ve hareketine ihtiyacımız var.

"Erdoğan Zümrütoğlu, geç modernizmin farklı tarzlarını harmanlayıp saf eklektizmin ötesine geçerek çağdaş bir yapıt yaratmayı başarıyor ve bu yapıtınsosyo-politik sorumluluğu resimde bir yenilenmeyi mümkün kılıyor. Buradaki en istisnai durum ise, heyecan verici içeriği kadar doğrudan estetiğinin de izleyiciye dokunması; bu yüzden resimler hem zekayı hem de yüreği harekete geçiriyor." (MarcusGraf, "MalereiengegendieunbarmherzigeKälteeinerfremdenGrammatik" / "Yabancı bir gramerin acımasız soğukluğuna karşı resimler", katalog yazısı, http://www.galerie-tammen-partner.de/index.php?option=com_content&view=article&id=105&Itemid=159)

Erdoğan Zümrütoğlu'nu takip edin. Gidebiliyorsanız Berlin'e kadar... Bırakın, resimleri sinir sisteminize dokunsun. Arınacaksınız...

sag

“Göçebe Bilgi”

Disiplin kimliğin, kimlik aklın, akıl hayal gücünün yerini almasın; düşünce disiplinler, fiiller, diller, kültürler "arası" dolaşsın diye... Bilgiyi neşelendirmek için… Zihin "göçebe"...