main-banner







(Roll, yayın hayatına Kasım 1996′da başladı. Kasım 2009′da 13. yaşını kutluyor. Aşağıdaki yazı Kasım 1997′de Mavi Dergisi’nde Roll’un 1. yaşını kutlamak üzere kaleme alınmıştı. Aynen devam Roll!)
Nice yıllara yuvarlan Roll…
“1. (isim) Sicil, defter, liste, sarma, hadde, takla.
2. (fiil) Gürleme(k).
3. Yuvarlanmak, yuvarlamak, haddeden geçirmek, hamuru oklava ile açmak, geçmek (vakit), sarmak, çevirmek, sökün etmek, tekerleme, dalga.
4. (isim) Dergi. Uzun metrajlı. Yüzde 100 selüloz, yuvarlanır, yosun tutmaz, her ay sökün eder.”
1. yıl dönümünü kutladığı “özel sayı”da Roll dergisi adına böyle bir lügat maddesi düşüyor. Son yıllarda Türkiye’de çıkan dergiler arasında, gerek tür gerekse tavır ve içerik bakımından “nev-i şahsına münhasır” bir kimlik taşımış ve yoluna her daim “serbest vezin” devam etmiş olan Express dergisini bilenleriniz, hatırlayanlarınız vardır. Ülkemizdeki dergi kültürünün neredeyse bir parçası haline gelmiş bir kaderi paylaşarak, üç yıl gibi görece kısa bir ömür sürdüyse de, “iz” bırakmayı başarmış bir dergidir. İnsanların aralarına ektiği zihinsel tohumların dışında, bir izi de Roll oldu. Express’in kendi halinde bir katarıyken, bir başına istim alan Roll, bir yıldır her ay sallana yuvarlana sökün ediyor; bu coğrafyada da rastlanan, şecereye gelmeyen bir “X Kuşağı”nın keyfini, derdini dillendirmeyi sürdürüyor. Üstelik, bugünün işini de, keyfini de yarına bırakarak avunan, yavanlığını sentetik baharatlarla çeşnilendirmeye uğraşan “next kuşak”a inat. Şimdi ve burada…
“Güzel” bir dergi Roll… Yalnızca kendisini öyle tanımladığı için değil, “güzellik yapmayı” bir varoluş tarzı olarak benimsediği için; yalnızca güzelliklerin peşine düşmeyi iş edindiği için değil, çoğu zaman “inadına” güzelleme yaptığı, güzelliği bunca karanlığın ortasında bir ince alay gibi durduğu için…
Türkiye’de bir müzik dergisinin tuttuğu pek görülmemiştir. Roll henüz çok genç ve satış rekorları kırmıyor. Ticari olarak ya da gelenekselleşme bakımdan tuttuğunu söylemek abartılı olabilir, ama bu fiilden “mayanın tutması”nı, bir tutku nesnesine dönüşmeyi, insanların “tutulma”sını anlarsak, Roll’un tuttuğunu pekala iddia edebiliriz. Bir dergi, alışkanlığı güzel bir şey haline getiren ender nesnelerden biridir. Düzenli olarak edinilir, beklenir, geciktiğinde eksikliği hissedilir, giderek hayatın bir parçası haline gelir. Tıpkı eski bir dost, neden aranmadan sevilen gündelik bir eşya ya da bildik bir sokağın köşesi gibi… Hayatı daha çekilir kılan nirengi noktalarından biridir. Roll “başarılı” bir dergi, çünkü bu kadar kısa bir sürede, birbirlerinden oldukça farklı şu kadar insanın hayatının bir parçası oluverdi, çaktırmadan.
Roll, hem “çoğul” hem de “tekil” bir dergi. Adının esinlediği kadar rock var tabii, ama aşık kültüründen Fransız şansonuna, trip hop’dan sufi müziğine, rembetikodan siber punklara, hopi yerlilerinden Sivas alevilerine birçok farklılık bir arada güzel güzel geçiniyorlar. Bunca çoğulluğu barındırması bakımından., en azından bu coğrafyada, kendi “türünde” tekil. “Çeşni olsun” diye değil, bir tür “fotosentez” icabı… Che Guevera’yla Kurt Cobain, Jimi Hendrix’le Aşık Nesimi, Dawid Bowie’yle Neyzen Tevfik, Erkin Koray’la Iggy Pop, Ben Harper’la Musa Eroğlu, Necmiye’yle William Burroughs Roll’un sarı sayfalarında bu kadar iyi anlaşıyorlarsa, bu, hayatta da tekabülünü bulan bir fotosentez yüzünden. Bu isimlerin çoğu hem Express’e hem de Roll’a bir çok kez kapak/arka kapak olmuşlardı, ama rastlantıyla değil, “mecburiyetten”. “Gerçek” hayatta “Pearl Jam” Eddie Vedder ile “Qawwali” Nusret Fateh’i, “X Kuşağı”nın öfkesiyle “doğu mistisizmi”nin zihniyetini buluşturan neyse, Roll’daki buluşmayı mümkün kılan da oydu.
“Sen takıl da peşine bir sürü ehl-i tarabın (çalgı ehlinin) / Korkmadan gir kanına hikmetin, aşkın, şarabın” diyen Neyzen ile, “Önemli olan kimin haklı olduğudur, kaç kişi olduğu değil” diyen Hendrix ya da “Yar deyince kalem elden düşüyor / Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor” türküsünü söyleyen Musa Eroğlu’yla “Müziğin kendisi ruhtur, insanları harekete geçiren her şey ruhtur” diye seslenen Ben Harper arasında zaten bir “ruh kardeşliği” hüküm sürmüyor mu?
Roll, ilk sayısında, Vedder’la Fateh ortaklığından bahsederken, kendisini çıkmaya “mecbur eden” fotosentez’i şöyle tarif ediyordu: “Bu bir ‘Batı-Doğu’ sentezi değil, bir ‘harman’. İki varoluşçuluğun harmanı, tabiri caizse, ‘fotosentez’i. Bilindiği gibi, ‘fotosentez’in iki evresi var: Karanlık evre, ışıklı evre… Bugünler, ‘karanlık’ olmasına karanlık, ama, ‘ışıklı’ bir evrenin sinyalleri de mevcut. Müziğinde ‘doğu mistisizmi’ ile ‘X Kuşağı’nın öfkesini harmanlayan Kula Shaker’in şu sözleri insanın yüreğine su serpiyor: ‘Gelecek açık ve insanın kendi içinde gerçekleştireceği iç devrimler, dışarda da büyük bir değişime yol açacaktır…Yalan üzerine kurulu bütün rejimler yıkılacak. Hayatın, başı sonu olmayan televizyon görüntüleriyle serseme dönmüş insanlara tişört satmaktan ibaret olduğu bir dünyaya insanlar artık tahammül edemiyorlar.”
Nice yıllara yuvarlan Roll…
Not:
Roll’un 10. yaşı için Pelin Özer’in yazdığı bir yazı da şurada: “Bir Dergi Bazen Sadece Bir Dergi Değildir”