main-banner







“Gösteri toplumu ve yorumlar“ , Guy Debord, Fransızcadan çevirenler: Ayşen Ekmekçi – Okşan Taşkent, Ayrıntı yayınları, 199 sayfa.
“Tarihin ve hafızanın felce uğramasının, tarihsel zaman temeli üzerinde kurulu olan tarihin terk edilmesinin mevcut toplumsal örgütlenmesi olan gösteri, zamanın yanlış bilinci’dir.” (158. tez, sf. 88)
Debord, bu ideoloji-sökücü, 1967’de ‘Gösteri Toplumu’nu yayınladığında, önermelerinin katılığı çoğu kişiyi şaşırtmış, ‘kahince’ gelmişti. Varolan dünyanın, yani modern kapitalizmin ve onun genel yanılsama yaratma sisteminin bütünsel bir eleştirisini amaçlıyordu. Artık yasayı kuran meta değil, onların gösterilerinin birikimiydi. İmge hakikatin, medya belleğin yerine geçmişti. Hegel’in diyalektiği, genç Marx, Feuerbach ve anarşist kuramcılardan hareketle daha 60’lı yılların başından, kurucularından olduğu L’Internationale situationniste grubunun bir araya gelmesinden beri ‘Gösteri toplumu’nun çözümlenmesiyle uğraşmaktaydı. Bu toplumun varlığı görünüş, hakikati de yalandı.
Debord, daha o zaman ‘gösteri’ fikriyle, kopyayla modelin birbirine karıştığı, imge tüketiminin refahla özdeşleştiği, medyatize edilerek dolayımsız haklarından yoksun bırakılan atıl köleler topluluğunun tam bir bellek yitimine uğrayarak hakikat duyumunu yitirdiği sahte-uygarlığın asli ögelerinden birini kavramış bulunuyordu.
Yayımından onca zaman geçmesine rağmen, Debord’un 1994’deki ölümüne kadar hiçbir yerini değiştirme gereği hissetmediği bu zihin açıcı kitabın yüzü hiç kırışmadı. Öngörülerinin çoğu artık açık seçik hakikatler olarak algılanıyor. İmgelerin yumuşak tiranlığı ve genelleşmiş gönüllü kölelik giderek daha da fazla yayılıyor, üstelik hiç bir coğrafi sınır tanımadan.
Debord karamsardı, sadece ileri görüşlü olduğu anlaşıldı. O, gösteri açlığıyla kudurmuş arena yamyamlığı ve bir topluluk oluşturmak arasındaki asli ilişkiyi kendine dert edinen bir zihin-çözücüydü. İşte gündelik hale gelmiş faşizan şiddet, devlet terörü, mikro-savaşlar, etnik çılgınlıklar, organ ticareti, ekolojik yıkımlar ve içine gömüldüğümüz mutlak bir atalet hali… İletişim teknolojilerinin hızlı gelişimi ve daha da hızla yaygınlaşmasının, bir çoğul yalnızlık ve atalet halini milyarlarca insana yayarak, onları post-endüstriyel, post-nasyonal, post-kentsel bir getto karşı-kültürüne kapatarak bir ‘küresel köy’den kozmik bir getto doğurduğu, dahası mutlak edilginleştirme yöntemleriyle her bireyi kendisi için bir getto haline getirdiği, ‘Gösteri toplumu’nun bu yeni formunda, Debord’unki gibi keskin bir bakış ve hakiki bir duruşa, rahatsız edici bir eleştirelliğe her zamankinden çok ihtiyacımız var.
“Bu kitabı, gösteri toplumuna bilinçli bir şekilde zarar vermek amacıyla yazıldığını göz önüne alarak okumak gerekir. Bu kitap asla abartılı bir şey söylemedi.”(Önsöz) Debord’un 1988’de yayınladığı ‘Gösteri toplumu üzerine yorumlar’ ve 1979’da ‘Gösteri toplumu’nun İtalyanca dördüncü baskısı için yazdığı önsözün de eklendiği bu kitabı ciddiye almakta sonsuz yarar var.
Herşey birbirine giriyor: Devlet Mafya’yla, hayat malla, şimdiki zaman onu meşrulaştırmak için yeniden yazılan geçmişle, hakikat gösteriyle karışıyor. Hilekarlık her yerde.
Belleğinizi yitirmeyin.