main-banner







Dr. Özgür Uçkan
İster burada, Türkiye’de, ister dünyanın herhangi bir yerinde, isterse Birleşmiş Milletler’de olsun, yönetimler ve otoriteler şunu artık kafalarına soksalar iyi olur: İnternet gibi, dünya vatandaşlarını, yani netdaşları hayati bir şekilde ilgilendiren bir alanda, onlara karşı atacakları hiç bir adım cevapsız kalmayacak...
22 Kasım 2011 tarihinde yürürlüğe giren, BTK’nın adını “güvenli” koyduğu, sansürlü merkezi filtre sistemi bir yılını doldurdu. Alternatif Bilişim Derneği’nin açtığı yürütmeyi durdurma davası da halen Danıştay’da devam ediyor. Derneğin, bu yıldönümü vesilesiyle, diğer ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte yayınladığı basın duyurusunda, BTK kararıyla kurulan sözde bilimsel ve özde bürokratik “Güvenli İnternet Hizmeti Çalışma Kurulu” çalışmalarıyla ilgili tam bir belirsizliğin sürdüğü ve kamuoyunun bilgilendirilmediği hatırlatıldı; filtreli internetin hedef kitlesine yönelik herhangi bir internet okuryazarlık ve bilinçlendirme katkısı sağlamadığı, son “Avrupa Çevrimiçi Çocuklar Araştırması”nda geçen yıl nerede duruyorsak orada durduğumuz, yani AB sonuncusu olduğumuz vurgulandı; ve “hizmetin” özüne işaret edildi: “Güvenli İnternet Hizmeti ile toplumumuz için tek bir aile tipi ve tek bir çocuk tasarımı verili ve doğal kabul edilmiş, yurttaşların bilinçli ve farkındalık sahibi İnternet kullanımına eğitsel yatırımlar yapmak, adeta dijital okuryazarlık seferberliğini gerçekleştirmek yerine, İnternet mecrası bir “öcü” ve “tehdit” kaynağı olarak görülerek, bu mecraya erişim sınırlandırılmış ve BTK eliyle ortam disipline edilmiş, düzenlenmiştir.” (http:// goo.gl/FhrnH).
Yani kısaca bu “hizmet”, “devlet baba”nın, “tek bir aile tipi ve tek bir çocuk tasarımı” için “bir ‘öcü’ ve ‘tehdit’ kaynağı olarak” gördüğü interneti “disipline etme” çabasından başka bir şey değil. İlk yıl verilerine bakıldığında, kullanımın oldukça düşük seviyede kalmasından hareketle bu çabanın tam bir başarısızlık örneği olduğu söylenebilir. Eğer 15 Mayıs 2011 tarihinde Türkiye’nin tamamında on binlerce kişi sokağa dökülüp bu uygulamayı protesto etmeseydi, AB’den ABD’ye, uluslararası sivil toplum inisiyatiflerinden sendikalara ve diğer demokratik örgütlere geniş bir cephe karşı çıkmasaydı, BTK’nın ilk planı, yani bu filtreyi herkese merkezi olarak dayatma tasarısı gerçekleşecek, Türkiye interneti bugün olduğundan çok daha ağır bir şekilde sansürlenecekti. Ama BTK geri adım attı ve filtre, yine kabul edilemez bir şekilde devlet eliyle ve merkezi olarak, ama seçime bağlı bir biçimde uygulamaya sokuldu. Hala hukuksuzluklar yok değil: Üniversitelerin ve bazı kurumların bu sansür filtrelemesini, sanki kendileri birer “ebeveyn” imiş, öğrenciler veya çalışanlar da “çocuk”muş gibi kullanması, vahim bir durum olarak ortada duruyor.
BTK’nın arada sırada asli görevini hatırladığı da oluyor. Eleştiriler ayyuka çıktıktan, suç duyuruları yapıldıktan, Meclis’te soru önergeleri verildikten sonra, kurum, Phorm şirketi hakkında bir inceleme başlatmaya karar verdi (http://goo.gl/ xtpsI). Ama açıklamada bu şaibeli şirketle ortaklık kurup “Gezinti” hizmetini başlatan TTNET’in adının geçmemesi ise ilginç. Phorn ve TTNET ortaklığı ile ilgili olarak bir imza kampanyasına ve ayrıntılı bilgiye EnPHORMasyon sitesinden ulaşılabilir: http:// enphormasyon.org/ (Ayrıca bakınız: http://goo.gl/BJDpI ve http://goo.gl/YIBik).
Brezilya bu ay internet kullanıcı haklarıyla ilgili bir yasayı oylayacak (http:// goo.gl/ySv9u). Yasa geçerse, Phorm şirketinin ülkedeki faaliyetleri yasadışı hale gelecek. "Marco Civil" adlı bu yasa internet kullanıcılarının hak ve yükümlülüklerini güvence altına alacak ilkeleri konumluyor ve kişisel verilerin korunması, mahremiyet hakları da bu çerçevede yer alıyor. Yasanın 9. maddesinin 3. paragrafı, "veri paket içeriklerinin engellenmesini, izlenmesini, filtrelenmesini veya fişlenmesini" yasaklıyor. Geçtiğimiz ay da, Romanya’da da Romtelecom ile işbirliğine giren Phorm’un faaliyetleri, kişisel veri güvenliğini tehdit ettiği gerekçesiyle Ulusal Denetim Örgütü tarafından mahkeme kararıyla durdurulmuştu (http://goo.gl/35b1U). Romanya’dan sonra şirket Brezilya’dan da kovulursa faaliyet gösterebildiği tek ülke olarak Türkiye kalacak... Ne diyelim, darısı başımıza...
Bu arada internet tarafsızlığı ve internetle ilgili hak ve özgürlükler platformuyla ilgili herkes gözlerini 3 – 14 Aralık arasında Dubai’de toplanacak Dünya Uluslararası Telekomünikasyon Konferansı'na (WCIT) çevirmiş durumda (http://goo.gl/auQU2). Çünkü Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU) eliyle, internet yönetişiminin devletlere teslim edilmesini oylayacaklar. Öneri önce, kadük yapıları yüzünden rekabet avantajlarını kaybeden Avrupa Telefon Şirketleri Ticaret Grubu’nun (ETNO), Skype, Gtalk gibi uygulamaları durdurmak ve içerik sağlayıcılarını haraca kesmek için geliştirdikleri bazı düzenleme önerileriyle başladı, ardından burada baskıcı emelleri için bir imkan gören devletler fırsatın üzerine atladı.
Oylanacak önerinin mimarları arasında Rusya, Çin, Suudi Arabistan gibi internetle ilişkisi düşmanlık dolaylarında seyreden ülkeler bulunuyor. Binali Yıldırım’ın da canı gönülden desteklediğini bildiğim bu öneri geçerse, devletler, kullanıcılardan eposta ve Skype gibi hizmetlerden ücret talep etme; internet erişimini kısıtlama ya da kapatma; online olarak yaptığımız her hareketi izleme gibi ayrıcalıklar elde edecek. Kapalı kapılar ardında yürütülen bu pazarlıklar neyse ki sızdı da tehlikeden haberimiz oldu (http://wcitleaks.org/). Konuyla ilgili tüm sivil inisiyatifler ve Google gibi internet ekonomisi aktörleri yoğun bir karşı kampanya başlatmış durumda (http://goo.gl/ h5FwM; http://goo.gl/mL8QD; ). AB, bu girişimin internetin açık ve taraşız yapısını tehdit ettiğini bildiren bir karar aldı (http://goo.gl/cSgQi). ABD, fiili hakimiyetini korumak için, kendi avantajlarını düşünerek de olsa karara karşı çıkacağını açıkladı (http://goo.gl/YHtWp). Yani, önerinin karşısındaki cephe oldukça güçlü; her birinin nedeni farklı olsa da...
Kapalı oyun ortaya dökülünce, ITU tarafında panik başlamış görünüyor. Bu şeffaflık yokluğunun üye devletleri anlaşmayı imzalamakta “isteksizliğe itmesi” olasılığı karşısında bir çok senaryo üretmekle meşguller. Bu senaryolardan birinin “ACTA benzeri” adını taşıması da ilginç (http://goo.gl/ODWym). Hatırlanacağı gibi, ACTA adlı, telif hakkı ve patent lobilerinin demokratik işleyişi kesintiye uğratacak bir biçimde ülkelere dayatmaya çalıştıkları ve internet tarafsızlığını ortadan kaldıracak uluslararası anlaşma, her şey ortaya dökülünce yoğun bir şekilde protesto edilmiş ve AB parlamentosu anlaşmadan desteğini çekmek zorunda kalmıştı. Bu da fiilen ACTA’nın ölümü demek oluyordu. Şimdi de ITU, WCIT’den çıkmasını umduğu anlaşmanın aynı kaderi paylaşmasından korkuyor.
İster burada, Türkiye’de, ister dünyanın herhangi bir yerinde, isterse Birleşmiş Milletler’de olsun, yönetimler ve otoriteler şunu artık kafalarına soksalar iyi olur: İnternet gibi, dünya vatandaşlarını, yani netdaşları hayati bir şekilde ilgilendiren bir alanda, onlara karşı atacakları hiç bir adım cevapsız kalmayacak...