main-banner







19 Mart 2012
İnternet sadece devletlerin ve şirketlerin savaş alanı değil. İnternet hepimizin ortak kamusal alanı. İnternetin bir cepheye indirgenmesine, bir gözetim ve denetim topluluğu olmaya, neo-korporatizmin interneti teslim almasına veya Barlow’un istenmediklerini açıkladığı devletlerin interneti yönetme sevdasına, yani internetin doğasına karşı yürütülen bu savaşa direnmek zorundayız. İletişimimizi, etkileşimimizi, örgütlenme imkanlarımızı ve düşünme, ifade etme, bilgiye erişme, eylemde bulunma ve özel hayat haklarımızı korumak zorundayız. Aksi takdirde bir topluluk olamayız.
İnternette hem tehdit ve saldırıların hem de, artık sadece dijital olmaktan çıkan, sokakla ve hayatla buluşan aktivizmin giderek yükseldiğine tanık olacağız. Hacktivizm, kripto-anarşizm, Anonymous, Wikileaks gibi oluşumlar da bu dünyanın bir parçası. Beğensek de beğenmesek de. İstesek de istemeksek de.
Neyin meşru neyin gayri meşru olduğu da karışık. Elektronik casusluktan sistem saldırılarına, kitlesel gözetim / takip / fişleme tekniklerinden erişim engellemeye, sansür ve filtre çabalarından interneti ulusal sınırlar içerisine kapatma veya BM türü uluslararası bir otorite oluşturma sevdasına, devletler ve endüstriyel kompleksin denemediği yol yok ve bunların büyük kısmı hem uluslararası hem de ulusal hukuklara aykırı. Bunun karşısında da sistemleri engelleme, ele geçirme / işgal etme, veri toplama, vatandaşlardan saklanan sırları ifşa etme, kırılması giderek zorlaşan kripto sistemleri yaratma, izlenemeyecek derin ağlar kurma, elde edilemeyecek veri cennetleri yaratma, anonimliği koruyacak teknikler geliştirme, engellenemeyecek / sansürlenemeyecek bilgi akışları oluşturma gibi yollar giderek daha çok insanın erişimine açılıyor. Bunların bir kısmı da uluslararası ve ulusal hukuklara aykırı, bir kısmı da uluslararası hak ve özgürlükler rejiminin ve bir çok ülke anayasasının koruduğu eylemler.
Kendi anayasalarını ve halkları adına imza koydukları sözleşmeleri sürekli çiğneyen, kendi halkını düşman belleyip izleyen, fişleyen ve haklarını ihlal eden devletler ve hukuk tanımayan, müşterilerinin özel hayatlarına burunlarını sokan şirketler, küresel güvenlik ve istihbarat şirketlerinden enerji devlerine, farmakolojiden gıda sektörüne askeri-endüstriyel kompleksler bir tarafta, bilgiye erişip, sokağa çıkıp, örgütlenip eylemde bulunma haklarına sahip çıkmanın ve kendini korumanın tadına varmaya başlamış halklar diğer tarafta…
İkisinin arasında gidip gelen, Büyük Birader’in teknolojilerini onlara karşı kullanan “küçük biraderler”, sızdırıcılar, “lurker”lar, bilgi gerillaları da, kendi hesabına çok taraflı çalışan yeni casuslarla, kuralları konulmamış bir güçler mıknatısının cazibesine kapılıp, gayri merkezi dağıtık ağlarda serseri mayın gibi dolaşan “lamer”larla, yeni dünyanın sırlarına eski kafalarıyla vakıf olan, karşı çıktıkları gücün şiddetiyle doğru orantılı olarak şiddetlenen dağıtık terör hücreleriyle aynı mekanda dolaşıyor.
Tablo kaotik, canlı, organik, öngörülemez. Yeni savaş alanı sadece ağlar değil, zihinlerinizin ta kendisi…