log

Özgür Uçkan

Göçebe Bilgi
social

Dijital Aktivizm, Hacktivizm, Kripto-Anarşizm ve “Siber Savaş” 2

13 Mart 2012

Hacktivizm, yani bilgi özgürlüğü temelli “hacker etiği”nde kökünü bulan politik amaçlar için hack faaliyetleri ve netdaşların / vatandaşların anonim / özel, devlet ve diğer iktidar odaklarının ise şeffaf olması gerektiğini savunan, bu amaçla güçlü kripto algoritmalarının herkesin erişimine ve kullanımına açık olması gerektiğini savunan kripto-anarşizm, internetin başından beri dijital aktivizmin önemli alt türleri olagelmiştir.

Dijital aktivizm ise, internet henüz “internet” olmadan, daha Pentagon ile birkaç üniversite arasında koza halindeyken bile oradaydı. “ARPANET” projesinde çalışan akademisyen ve öğrenciler BBS’lerde (Bulletin Board System) bir yandan bilim kurgu ve siber-punk muhabbeti yapıyor, diğer yandan da gizli gizli, anonimliği korumak için bireylerin güçlü şifre algoritmaları kullanma hakkına sahip çıkan “kripto-anarşist”, bilginin özgür dolaşımını savunan “hacktivist faaliyetler örgütlüyor, yani “dijital aktivizm” yapıyorlardı.

Aslında internetin kendisi de başından beri bir kamusal alan olarak politik faaliyetin yeni cepheler açtığı bir evren olmuştu. İnternetin başından beri işin içinde olan ve bu ortamın ilk sivil inisiyatiflerinden Elektronik Ufuklar Vakfı’nın (EFF) kurucusu John Perry Barlow, daha 1996’da “Siber mekanın bağımsızlık bildirgesi”ni yayınlamış ve devletlere “burada istenmiyorsunuz” diye seslenmişti (Anonymous, şimdi bu belgeyi tekrar yayınlayarak internet kullanıcılarının katılımıyla güncellenmesi için çağrıda bulundu: http://anonpublicrelations.tumblr.com/post/18792058607/a-cyberspace-independence-declaration-by-john-perry). Aynı Barlow, 2010 sonunda, Wikileaks’in “Cablegate” yayınlarına karşı ilk saldırılar ve savunma hareketleri başladığında Twitter’dan şu mesajı geçmişti: “İlk ciddi enformasyon savaşı başladı. Savaş alanı Wikileaks, sizler de ordularsınız.”

Hemen ardından da Arap Baharı patladı, sosyal medyanın muhaliflerin örgütlenme, iletişim ve kamuoyu oluşturma çabalarında ne kadar etkili olduğu görüldü. Sonra Yunanistan, İspanya, “Öfkeliler Hareketi” (Los Indignados), İsrail, Londra yağmaları derken “Wall Street’i İşgal Et!” (OWS) eylemleri giderek yerküreye yayılan işgal hareketlerine dönüştü. Bu eylemlerin her birinde internetin, sosyal medyanın ciddi bir mevcudiyeti var.

Bu istisnasız tüm iktidarları, çok uluslu şirketleri, askeri-endüstriyel kompleksleri ciddi biçimde ürküttü ve hemen karşı saldırıya geçtiler. Bir çok ülkede gündeme gelen internet sansür düzenlemeleri, telif hakkı bahanesiyle geçirilmeye çalışılan SOPA, PIPA tarzı yasalar, ACTA gibi uluslararası anlaşmalar, çocuk pornografisi ve terör gibi bahanelerle uygulanan fişleme / dinleme / izleme / denetim çabaları bu saldırın örneklerinden ibaret.

İnternet doğası gereği, gayrimerkezi, dağıtık, sınır aşan, gerçek zamanlı, kesintisiz, küresel, etkileşimli bir yapıda, çoktan çoka bir iletişim ortamı olduğu, herhangi bir devletin yönetimine tabi olmadığı için, örgütlenme bakımından geçmişteki baskın iletişim biçimlerine kıyasla çok daha fazla imkan sunuyor…

Nitekim, devletler, çokuluslu şirketler, çıkar lobileri ve uluslararası kuruluşların internetin bu temel yapısına yönelik saldırıları ve onu denetimleri altına çabaları katlanarak artıyor. Çünkü denetimlerinden kaçan bu ortamın varlıklarına yönelttiği tehdidi hepimizden önce kavradılar. Bir zamanlar önce hızlı koşan habercileri oklamaya çalışan, telgraf ve telefonları kesen, matbaaları, rotatifleri, teksir ve fotokopi makinelerini “suç aleti” sayan iktidar aklı değişmedi, ama işi “biraz” zorlaştı.

Devletleri ve şirketleri korkutan sadece internetin bu muhalif kullanımı değil. Çünkü bu muhalefet, internetin başından beri orada olan anarşist / “hacktivist” hareketlerin de yükselişini tetikledi. Ana akım medyanın “sivilceli şişko ergen” hacker imajına hiç de uymayan çok geniş, tamamen lidersiz, gayri-merkezi ve dağıtık bir biçimde örgütlenen Anonymous, LulzSec, Telecomix gibi küresel ve bunlarla bir şekilde bağlantılı bir çok ulusal ve yerel hareket ortaya çıktı. Bu gruplar Arap Baharında Tunus, Mısır, Yemen, Libya, Suriye polisine ve istihbaratına da ciddi darbeler indirdiler. Mübarek’in isyanı bastırmak için interneti kestiği beş gün içinde Mısır borsası çökerken, bu grupların desteğiyle muhalefet tweet geçmeye devam ediyordu. Akabinde bu gruplarla iktidarlar arasındaki savaş daha da derinleşti. İnterneti sansürleyen otoritelerin web sitelerine saldırılardan, devletler hesabına çalışan özel siber güvenlik şirketlerinin kirli sırlarının ele geçirilmesine, üyelerinin tutuklanması sonrası İspanya, Yunanistan, Fransa gibi ülkelerdeki polis sistemlerine, hatta Interpol ve FBI sistemlerine yapılan ve bir kısmı da bu sistemleri gerçekten çökertip hassas bilgilerin ortalığa saçılmasına neden olan operasyonlar geldi. Bu karşılıklı bir savaş ve çıta sürekli yükseliyor. Bu savaş internetin başka bir çok şeyin yanı sıra bir politika alanı olmasıyla yakından ilgili…

İnternetin bir politika alanı olmasından daha doğal bir şey olamaz, çünkü orası kamusal bir alan, bir topluluklar mekanı. Siber kültürün öncülerinden Bruce Sterling’in dediği gibi: “Topluluk (Community) ve iletişim (Communication) sözcükleri aynı köke sahiptir. Bir iletişim ağı kurduğunuz her yerde bir topluluk da kurarsınız ve ne zaman bu ağı yıkarsanız –ele geçirirseniz, yasadışı ilan ederseniz, çökertirseniz ya da erişilemeyecek kadar pahalı kılarsanız–, topluluğu da incitmiş olursunuz.”

(http://ebooks.adelaide.edu.au/s/sterling/bruce/hacker/complete.html#) İletişim ve topluluk arasındaki ortaklık, ortaklığın, ortak olanın ta kendisi. Ancak bir ortaklık temelinde topluluk kurabilirsiniz ve ancak ortak bir dil ile iletişimde bulunabilirsiniz… İletişim topluluğu oluşturan ortaklık bağını hayatta tutar ve toplumun örgütlenmesi için gerekli alış veriş, etkileşim zeminini kurar. İletişime kast ettiğiniz, onu sansürlediğiniz, iletişim ortamlarını mülkiyetinize geçirdiğiniz, baskıcı biçimde yönetmeye yeltendiğiniz zaman topluluk hayatta kalmak için kendisini savunur ve politika yapar, eylemde bulunur ve gerekirse saldırgana saldırır… Bugün dijital aktivizmle olup biten şeylerin bir kısmı da bundan ibarettir. Ama iletişim zaten her türlü aktivizmin zorunlu koşullarından biridir.

İnternetin giderek bir savaş alanına dönüşmesi de iletişim ve topluluk arasındaki bu asli bağ yüzünden. Topluluğu yönetmek için iletişimi yönetmek en eski iktidar tekniklerinden biridir. İletişimi yönetmeyi beceremediklerinde de kesmeye çalışırlar. İktidarlar ve halk arasında, iktidarların kendileri arasında, iktidarlar ve aktivistler arasında, toplumlar, iktidarlar ve teröristler arasında, kültürler arasında, yani normalde her nerede savaş ve çatışma yaşanıyorsa, internette de yaşanıyor. Anonymous gibi hacktivist oluşumlar da bu savaşın içinde. Öte yandan egemen “savaş söylemi”ne karşı da tetikte durmak gerek. Çünkü iktidarlar savaşı meşrulaştırmak için onu mitleştirmekten etrafında bir korku halesi oluşturmaya her türlü dezenformasyon yöntemini kullanır ve savaş tehdidiyle özgürlüğünüz karşısında size güvenlik satmaya çalışır.

Bu “siber savaş”ın tozu dumanı Anonymous ve benzeri diğer oluşumlar hakkında da medya efsanelerinden psikolojik savaş operasyonlarına her türlü dezenformasyon ortalığı bulandırıyor. Mesela NSA basın bültenlerini aynen haberleştirmek beis görmeyen Wall Street Journal, Anonymous’un ABD şehirlerinin enerji şebekelerine saldırmayı tasarlayan öcüler olarak portresini çiziyor (http://online.wsj.com/article_email/SB10001424052970204059804577229390105521090-lMyQjAxMTAyMDIwMDEyNDAyWj.html), bizde de yalanlamalara rağmen Başbakanlık sistemlerine saldırdıkları haberleri Hürriyet gibi gazetelerde yayınlanıyor (http://www.emekdunyasi.net/ed/teknoloji/16328-anonymus-basbakanlika-saldirdi-iddiasi).

sag

“Göçebe Bilgi”

Disiplin kimliğin, kimlik aklın, akıl hayal gücünün yerini almasın; düşünce disiplinler, fiiller, diller, kültürler "arası" dolaşsın diye... Bilgiyi neşelendirmek için… Zihin "göçebe"...