log

Özgür Uçkan

Göçebe Bilgi
social

Tarihin Fay Hattı: Berlin Yahudi Müzesi

jewishm2(Domus M, S:  4, Nisan – Mayıs 2000, sf. 46-47)
Her ne kadar Tarih öyle değilse de, Soy çizgiseldir. Berlin’in “karşı-anıt”ı, Yahudi Müzesi de kırık bir çizgi parçasından oluşuyor. Kırılmış bir soy, hafıza ve hatıra kırıkları… Mimarinin, sanatın, tarihin, gelecekbilimin, dilbilimin, hatta ve belki de en çok terapinin buluştuğu  bir fay hattı…

Amerikalı mimar Daniel Libeskind tarafından yapılan [ve 2001 yılında açılan] Berlin Yahudi Müzesi, “farklı” bir bina. Hikayesi on yıl aşkın bir zamana yayılan bu ödüllü(1) proje hakkındaki en yaygın konumlama, binanın bir “karşı-anıt” olduğu yolunda. Hatta onu bir “heykel” olarak görenler de var.

Soykırım kurbanı bir Polonyalı aileden gelen mimarının deyimiyle, Alman ve Yahudi tarihini, “katkı, özümsenme ve yıkım” referanslarıyla kurgulayan bu binanın kendisi de bir “sergi”.

Berlin yahudi Müzesi, Libeskind’in inşa ettiği ilk mimari proje.  “Radix-Matrix”in(2) yazarı, uzun yıllar, bir eğitimci, bir kuramcı, bir tasarımcı olarak tanındı, “inşa eden” bir mimar olarak değil. Halen sürdürdüğü dekor ve kostüm çalışmaları bile, onu tanımlamak için “bina” nosyonundan daha çok kullanılmıştı. 1989’dan bu yana ise, Berlin’de açtığı bürosu, Yahudi Müzesi’nin yanı sıra, Oslo’dan Tokyo’ya, bir çok başarılı projeye imza attı. Londra’da Victoria and Albert Museum’a yaptığı “spiral” eklentiyle, övgü ve eleştiri rekoru kırdı. [Son olarak New York Dünya Ticaret Merkezi'nin yerine, "ground zero"ya inşa edilmek için seçilen proje de onunki. Sanırım bunda Yahudi Müzesi projesinin de katkısı var.]

“90’ların en önemli binalarından biri” olarak selamlanan Berlin Yahudi Müzesi’ni tanımlamak için ilk akla gelen sözcükler, kaygı verici, irkiltici, rahatsız edici, düşündürücü vb. oluyor(3). Dar açılı yüzeyleri ve keskin kenarlarıyla, zaman içinde yeşi-gri bir renk alacak parlak çinko yüzeyi ile bu bina, kente şiddetli bir el hareketiyle çizilmiş bir zigzag gibi.

Yırtıcı bir aletle açılmış bir yara gibi…

Kendisinden sürgün edilmiş göçebe bir soyun kırılgan serüvenini kırık bir çizgiyle ifade eden bu konsept-bina, Üçüncü Reich’ın başkenti olmuş, soykırımın iktidarını belleğinin toprağına gömmeye çalışan bir kentin, keskin şiddetle yarılmış tarihini bir elektrik arkı gibi bağlamaya çalışıyor.

Berlin yönetiminin fonları kısıp müzeyi “ehlileştirmeye” çalıştığını söyleyerek istifa eden eski yönetici Amnon Barzel’in deyimiyle, “soykırımı ifade edebilecek hiç bir sanat biçimi yok”. “Yahudi müzesi bir ölüm anıtı olmaktan çok bir yaşam kaydı olarak çok güçlü, çünkü hayal edilemez olanı bir kapsüle hapsetmeye kalkışmıyor.”(4)

Berlin’in eski merkezi Alexanderplatz için geliştirdiği etkileşimli projeyle, tıpkı Fassbinder ve Wenders gibi, Alfred Doblin’in tıbbi bakış açısını izleyerek kenti “tedavi” etmeye çalışan(5) Libeskind, Yahudi Müzesi ile kentin belleğindeki kırılmayı “teşhis” ediyor.

Tarihi bir barok yapı olan Kollegienhaus’da konumlanmış Berlin Şehir Müzesi’nden bir yeraltı geçidiyle girilen yapı, kırılmalarla ayrışan üç ana ekseni izliyor. Daha kurulurken sökülen ekspresyonist çizgilerin baş döndürücü ritmiyle oluşan bir yönyitimi, keskin bir kapatılma kurgusuna dönüşüyor. Işık ve sesleri güçlendiren, boşluğu enerjiyle geren akustik, yapının bütününü bir labirent serüveni haline getiriyor. Bakışı yararak algı boşlukları açan dış yüzeyinin keskin çizgilerinden dolayı kendilerini fiziksel olarak da tehdit altında hisseden mahalleliye mimarın cevabı, “sizin de tarihiniz keskin”, oluyor.

Berlin ve yahudilerin kopuşlarla işaretli tarihini yeniden buluşturan, kentin “göbek deliği”ni kaotik rahmine yeraltı kanallarıyla bağlayan  bu tasarım, Libeskind’e göre, “Berlin ve yahudilerinin tarihini ancak bir felaketin ayırabileceğine” işaret ediyor. “Eğer neo-naziler Yahudi Müzesi’ni uçurmak  isterlerse, kendi tarihlerini de uçurmak zorunda kalacaklar” (6).

Haider’lerin, Le Pen’lerin “Post-Faşist Avrupa”sında yeniden başkent olmanın gururunu arayan, “hafta sonu faşistleri”nin yadırganmadığı, duvarın anısını sosyal dokusunda barındırmayı sürdüren bu kentte, belleği tedavi etmenin yolu “unutmak”tan geçmiyor belli ki. Bu sergi-bina, sergileyecekleriyle de, bir tutanaklar galerisinden çok, özünde tüm dinsel referanslarıyla yapısal unsur olarak içerdiği  bir “Jacob Merdiveni”ni modelleyecek(7). 18. yüzyıl Alman düşünürü Johann Georg Hamann’ın, “imge ordularının tırmanarak aklın kalelerine saldırdığı, kavram ordularının duyular  dünyasının derinliklerine indiği”ni söylediği(8) o şaşırtıcı yapının düşünü kuruyor / kurduruyor şimdiden.

Berlin Yahudi Müzesi, disiplinlerarası, bakışlararası kesişmeler mekanı olarak yaşayan bir konsept. “Burada, edebiyat, matematik, müzik, astroloji, felsefe, tümü, insani bir bilgi dünyasının parçaları. Mimarinin görevi bu bilginin haritasını çıkarmak ve daha önce orada olmayan bir şey eklemek olmalı. Soykırım ve Hiroşima sonrası bir dünyada yaşıyoruz ve ‘hepimiz hayatta kaldık, ölümü dönüştürdük.’(9)”

NOTLAR

1 1999 Deutsche Architekturpreis
2 Daniel Libeskind, Radix-Matrix: Architecture and Writings, Prestel, 1997
3 Bernhard Schneider, Daniel Libeskind – Jüdisches Museum Berlin, Prestel, 1999
4 Rowan Moore, “The Arts: A place to remember the life before”, The Daily Telegraph, 11Ekim 1997 (http://architectstore.com/news/jewish-museum-berlin.htm)
5 Daniel Libeskind, “Berlin Alexanderplatz: ideologies of design and planning and the fate of public space”, The Journal of International Institute, Vol. 3, No. 1, Sonbahar, 1995, (http://quod.lib.umich.edu/cgi/t/text/text-idx?c=jii;cc=jii;q1=Berlin%20Alexanderplatz;rgn=main;view=text;idno=4750978.0003.101;hi=0)
6 Rowan Moore, a.g.y.
7 Arthur Lazare, “Jewish Museum Berlin”,  (http://www.culturevulture.net/ArtandArch/JewishMuseumBerlin.htm)
8 Pierre Klossowski, Le Mage du Nord, Fata Morgana, 1988, sf. 19
9 Marc Schoonderbeek, “Daniel Libeskind”, homepage, (http://www.ooo.nl/libeskind/home.htm)

Müzeninin web sitesi: http://www.juedisches-museum-berlin.de/

Danial Liebeskind’in sitesinde proje sayfaları: http://www.daniel-libeskind.com/projects/show-all/jewish-museum-berlin/

berlin_jewish_museumRahim/Giriş
Hijyenik bir restorasyonla parıldayan barok Berlin Şehir Müzesi’nden yeraltı geçidiyle girilen Yahudi Müzesi, keskin zigzag ritmine uygun ve yine yeraltı sokaklarından oluşan, her biri Berlin Yahudi yaşantısının farkli bir yönünü simgeleyen üç ana eksene ayrılıyor. İncelikle dengelenmiş iki uç arasında zigzaglar çizen müze, zaman ve yasanın paylaşımıyla göçebeliği yazgı edinen bir soyun, yazı ve çiziyle olan ilişkisini, yine grafik bir işaret, bir “çiziktirme”yle ele veriyor.

soykirim_boslugu-sm“Soykırım Boşluğu”
Birinci eksen yeraltından düz bir çizgiyle, uzun, ince, ısıtılmamış, düzensiz dörtgen bir mekanda son buluyor. Yükselen çıplak duvarları, adımların altında çıtırdayan dökme tabanı, şehrin yankılanan uzak uğultusuyla gerçek bir “çıkmaz”. Gökyüzünün bakışa yasaklandığı bir boşluk-kule.


exil_garden-sm“Sürgün Bahçesi”
İkinci yeraltı ekseni yine zeminin altında konumlanmış bir alana, “sürgün bahçesi”ne ya da diğer adıyla “E. T. A. exil_garden-2-smHoffmann Bahçesi”ne ulaşıyor. Ne yatay ne de dikey bir yüzeyin olmadığı, insana deniz tutması hissi veren, sık aralarla eğimli olarak dikilmiş 49 kalın beton kazıktan oluşan bir bahçe. Beton kazıkların içlerindeki toprak (yalnızca birinde Alman, diğerlerinde ise İsrail toprağı) birer söğüt ağacını besliyor. “Kök” teriminin mümkün anlamlarını kurup bozan bir “havai bahçe”. Göçebe Bahçe…


Toplam Yorum: ...
captcha
Resimde gördüğünüz harfleri yukarıdaki alana giriniz
sag

“Göçebe Bilgi”

Disiplin kimliğin, kimlik aklın, akıl hayal gücünün yerini almasın; düşünce disiplinler, fiiller, diller, kültürler "arası" dolaşsın diye... Bilgiyi neşelendirmek için… Zihin "göçebe"...